Siverek’te bir okulda yaşanan olay, yalnızca yerel bir haber değil; eğitim ortamlarında biriken görünmez risklerin ve ihmal edilen işaretlerin yeniden sorgulanması gereken bir tabloyu ortaya koymuştur.

Ancak bu olayın hemen ardından Kahramanmaraş’ta bir okulda yaşanan ve can kayıpları ile yaralanmaların olduğu saldırı, konunun artık tekil vakalarla açıklanamayacak kadar ciddi bir boyuta ulaştığını göstermiştir. Bu durum, eğitim kurumlarında güvenlik, psikososyal destek ve erken müdahale mekanizmalarının yeniden ele alınmasını zorunlu kılmaktadır.

Şiddet davranışları çoğu zaman ani gelişmez. Öncesinde davranış değişimleri, duygusal dalgalanmalar, sosyal geri çekilme ve öfke kontrol güçlükleri gibi erken sinyaller görülebilir. Kritik olan, bu sinyallerin fark edilip edilmediğidir.

Okullar yalnızca akademik alanlar değil, aynı zamanda çocuğun duygusal güvenliğinin inşa edildiği ortamlardır. Güven duygusu zedelendiğinde öğrenme geri planda kalır; yerini kaygı, öfke ve içe kapanma alır.

Ailelerin yaklaşımı da bu süreçte belirleyicidir. Çocuğun yaşadıklarını küçümsemek ya da görmezden gelmek, içsel yükünü artırabilir. Toplum ise çoğu zaman olayları anlamaya çalışmak yerine hızla normalleştirme ya da taraflaşma eğilimindedir.

Dijital maruziyet, sosyal çevre ve bireysel psikolojik kırılganlıklar da bu sürecin parçası olabilir; ancak hiçbir faktör tek başına açıklayıcı değildir. Önemli olan, tüm bu unsurların birlikte oluşturduğu risk alanını görebilmektir.

Bu noktada en temel gerçek şudur:

Anlamak, meşrulaştırmak değildir; ancak önleyebilmek için anlamak zorundayız.

Bu yaşananlar, yalnızca güvenlik değil; aynı zamanda psikososyal destek sistemlerinin ve koruyucu ruh sağlığı yaklaşımlarının güçlendirilmesi gerektiğine dair ciddi bir uyarıdır.

Çünkü bazı sessizlikler, zamanında duyulmadığında çok ağır sonuçlar doğurur.

Yaralananlara acil şifalar diliyor; hayatını kaybedenler için rahmet, ailelerine ve tüm eğitim camiasına başsağlığı ve geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.