Toplumda en kolay takdir edilen özelliklerden biri güçlü olmaktır.
Ağlamayan, şikâyet etmeyen, her koşulda ayakta duran insanlar “iyi başa çıkan” olarak görülür.
Oysa psikolojik açıdan bakıldığında bu güç, çoğu zaman bir beceriden çok bir zorunluluğun sonucudur.
Birçok yetişkin güçlü olmayı seçmez,güçlü olmak zorunda kalır.
Güçlü olmak; ihtiyaç duymamak, yorulmamış gibi davranmak, kırıldığını belli etmemekle karıştırılır.
Bu algı insanı dayanıklı kılmaz; yalnızlaştırır.
Bir psikolog olarak en sık karşılaştığım durumlardan biri şudur:
Herkesin yükünü taşıyan ama kendi yükünü kimseyle paylaşamayan insanlar.
Dışarıdan bakıldığında toparlayıcı, içeride ise sessizce tükenen bireyler.
Bu tutum çoğu zaman çocuklukta öğrenilir.
Duyguların küçümsendiği, “abartma” denilen,
“sen güçlüsün, halledersin” cümleleriyle teselli edilen ortamlarda.
Çocuk, sevilmek ve kabul görmek için dayanmayı öğrenir.
Yetişkinliğe geldiğinde ise bu dayanıklılık, duygusal bir zırha dönüşür.
Bu zırh sayesinde ayakta kalır ama temas edemez.
Yakınlık zor gelir, yardım istemek ağır bir yük gibi hissedilir.
Çünkü yardım istemek, uzun yıllar boyunca zayıflıkla eş tutulmuştur.
Oysa psikolojik gerçeklik nettir:
Yardım istemek bir zayıflık göstergesi değil; kişinin sınırlarını fark edebilecek kadar kendisiyle temas halinde olmasının işaretidir.
Ruhsal olarak olgunlaşmış birey;
her şeyi tek başına taşıyamayacağını kabul edebilen,
zorlandığını inkâr etmeyen,
yorulduğunu söyleyebilen,
desteğe ihtiyaç duyduğunu dile getirebilen bireydir.
Toplum, güçlü görünen insanların da desteğe ihtiyaç duyabileceğini çoğu zaman göz ardı eder.
“Sen alışıksın.”
“Sen yaparsın.”
“Sen toparlarsın.”
Bu cümleler zamanla kişiyi gerçekten hiçbir şey istememeye iter.
Bu bir güç değildir.
Bu, duygusal bir kopuştur.
Psikolojik olgunluk, hiç zorlanmamak değildir.Zorlanmayı fark edebilmek ve bunu ifade edebilmektir.
Duygularını bastırmadan, güçlü görünme çabasına girmeden, insan kalabilmektir.
Belki de bugün kendimize sormamız gereken asıl soru şudur:
Gerçekten güçlü müyüz, yoksa güçlü görünerek hayatta kalmaya mı çalışıyoruz?